Her Şehir Bir Kadındır


Her Şehir Bir Kadındır

Her şehrin bir kadını vardır, her şehir bir kadındır. Kimi güzel kimi çirkin, bazısı alımlı, bazısı baştan çıkaran, kimi sessiz, kimi hep ağlayan… o kadınların ruhu ne olursa olsun kadındır ve şehirdir, bağlanırsın, seni içine alır, bazen üzer bazen mutlu eder. Bir şehirde yaşayamıyorsan o kadınla yaşayamıyorsundur. Aradığın kadını bulana kadar şehir şehir gezersin, sokaklarında yürürken, denizine bakarken, sarhoş olurken, ağlarken, gülerken… bakarsın şehir sana ne cevap veriyor. O kadını ararsın o şehirde. Her şehrin kadınları yaşadıkları şehre benzer. Birinden diğerine sürüklenirken sen bir elinde valizin bir elinde seninle canlandığını düşündüğün saksı çiçeğin hep terk edersin. Terk ettiğin şehrin yanı sıra zannedersin ki her şey o şehirde kalacak ve yeni hayatında her şey yeniden başlayacak, saksıdaki orkide gibi yeniden doğacaksın, tazeleneceksin. Şehir kadındır, kollarına alır seni koklar, sarar…sen kendi içinde yaşattığın kadını düşünmeden bırakırsın kendini şehrin kollarına. Sen bir kadın ararsın sen bir şehir ararsın sen seni yeniden canlandıracak olanı ararsın. Bulunur mu bilmem. Bana anlattığın 100 metreyi hatırlıyor musun? Ben hatırlıyorum, ilk terk ettiğin şehir:

“Hayatını yüz metreye sığdırabilir misin? Ben sığdırdım. Yüz metre yürüyerek kaç adımdır ki? Şuradan şurası dersin çok kısa dersin ama bazen diyemezsin işte. O yüz metre bir karardır çünkü. Neler neler var içinde ve neler neler var içimde bir bilsen. Elimde valizimle çıktım evden. Valizin içinde geçmişim vardı, annem vardı, babam vardı, kardeşlerim vardı. İlk adımı attım artık geri dönüşü de yoktu. Çocukluğumdaki ev, okuduğum okullar, yürüdüğüm sokaklar, sarhoş olup kendimi attığım banklar, kıyısında ağladığım deniz hepsi valizin içindeydi. Gidene kadar orda kalırlar mıydı? Gidince birer birer yok olurlar mıydı? Yeni bir şehre ve yaşama doğru yola çıkma vaktiydi. Hiç bilmediğim ve sadece tek bir kadını tanıdığım şehirde kendimi o valizde nereye koyardım ki? Allak bullak olmuştum. Karar vermiştim bir kere dönüşü yoktu, verdiğim kararların hiçbirinin dönüşü yoktu zaten. Heyecanlı değildim ama belki korkuyordum, kuş olup uçmak ne zormuş yol bilmeden. Otobüs birazdan kalkacak, binip gideceğim sadece yüz metre var aramızda ama bir hayat var aslında, yarın sabah uyandığımda ne diyeceğim kendime günaydın mı? Geri dönsem vazgeçtim gitmiyorum desem. Olmaz. Diyemem. Her adım attığımda hem uzaklaşıyorum hem yakınlaşıyorum. Elimde valizim gidiyorum. Bir sürü anıyı, bir sürü insanı, bir şehri bırakıp gidiyorum. Gittiğim şehir beni sarmalasın diye ümit ediyorum, gittiğim kadın beni sarmalasın istiyorum. Gri sabahlara uyanmadan her şey aydınlık olsun orda da, buradaki gibi. Yüz metre sonrasında hayat bana desin ki “bak doğru yerdesin, doğru adımlarla gidiyorsun, seni bekleyenler güzel şeyler”. İçimdeki boşluk artıyor ve ne desem içimden o boşluk dolmuyor. Yeni hayatta, yeni seçimlerimde boşluk dolsun istiyorum. Yüz metre bitmek üzere. Hayatım var o yolda benim. Bitmesin. Ama bitti. Vedalaşma zamanı geldi. Son bir bakış sanki bir daha hiç geri gelmeyecekmişim gibi. İçi kimsenin hayal edemeyeceği kadar dolu olan valizim bagajda, koltuğuma oturdum, camdan yansımama baktım. Suretimi bıraktım doğduğum şehre, kendimi alıp gittim. En uzun yüz metre benim hayatımdı.”

Her gittiğin şehir seni sarmalar merak etme, her kadın gibi. Bu sefer valizinde neler var? Kıyıya köşeye sakladığın neler var? Yanında götürdüklerini arada sırada o valizden çıkar aklına getir, tebessümle hatırla, her şeye rağmen güzeldir yaşananlar ve hep senin valizinde gelir onlar.

Twitter Auto Publish Powered By : XYZScripts.com