OYUN


OYUN

– Seninle bir oyun oynayacağız. Biliyorum tuhaf bir oyun bu. Duyduğunda garip gelecek, ilk aklıma geldiğinde bana da tuhaf gelmişti. Sabah erkenden başlayacak ve gece onikide sona erecek külkedisi gibi. Bu oyunun adını henuz koymadım, adı sonradan bize görünecek. Eğer bu oyun aklımdaki gibi sürerse her yıl aynı tarihte ne olursa olsun tekrarlayacağız. Ama oyunu sana anlatmadan önce bu geceyi bitirmemiz gerekiyor. Bu gece her şey yolunda giderse oyunun kapısını açabilirim. Çünkü oyun bir kez başladığında bir daha geri dönüşü olmayacak ve her yıl kendini tekrarlayacak. Oyun tekrarlanırken biz hiç aynı kalmadığımız için asla aynı oyunu bir kez daha oynayamayacağız. Her gün başka biri olup hiç aynı kalmıyoruz, biz hiç aynı kalamazken tamamen ikimizden oluşan bir oyun nasıl aynı kalabilir? Oyunu sana anlattığımda ilk başta kabul etmeni beklemiyorum, çünkü her şeyden sıyrılmamız gerekecek. O an nasıl bir hayat yaşıyorsak bir kabuk gibi çıkarıp kenara koymamız gerekecek ve bu pek de kolay bir şey değil. Oyunu her oynadığımızda sıyrılmayı biraz daha başarabiliriz. Tamamen sıyrılmayı gerçekten başardığımızda aslında hayatta her şeyden nasıl sıyrılabileceğimizi de öğrenmiş olacağız. Basit bir oyun değil arkasında sakladıkları bizden de öte. Yarım kalanları tamamlarken aslında ruhumuzu keşfedip onu tamamlayacağız. Ruhunu keşfetmek ister misin? Önce oyunu anlatmamı istiyorsun değil mi? Hayır hemen değil, önce bu keşfe hazır olup olmadığını, ruhunu ne kadar tanıdığını düşünmeni istiyorum. Merakına yenik düşeceksin ama sonunda ruhunda bulduklarına sen de şaşıracaksın. Düşünmek için ne kadar zamana ihtiyacın var? Bir gün, iki gün, bir hafta… Daha fazla olmaz, daha fazla zaman sadece ruhumuzdan çalar. Biliyorsun bizim ruhlarımız hep birbiriyle dansediyor, bu dansın ritmi yok, savruluyoruz, zaman kaybetmek bizi daha da savurur. Şimdi seni bekliyorum. Oyuna başlamak için, kendimizden sıyrılmak için ve bu dansın ritmini yakalamak için…

– Önce oyunun ne olduğunu anlamalıyım. Bilmediğim bir şey hakkında nasıl düşünebilirim? Sen oyunu anlatmadan bir karar vermek istemem. Ruh diyorsun, sıyrılmak diyorsun, keşfetmek diyorsun, bunlar zaten kendi başına çok güçlü kavramlar. Bu kadar güce sahip şeyleri bir oyuna katmak bana şu an hiçbir anlam ifade etmiyor.

– Zor olduğunu söylemiştim zaten. Önyargılarımızı bir kenara bırakmak genelde reddettiğimiz bir durum, önyargılarımız var ve onların bizi yönetmesine izin veriyoruz, kararlarımızı biz almıyoruz önyargı alıyor. Düşünsene bütün bu bizi yönetenlerden ve karar alıcılardan sıyrılsak daha çok kendimiz olmaz mıyız?

– Oluruz tabii ki. Ama bu derinlik korukutucu da aynı zamanda.

– Derine dalıp karanlıkla buluştuğunda aydınlığı bulmak için ne kadar hızla yukarı tırmanabileceğini düşündün mü hiç? Çırpınarak son sürat çıkarsın yukarı. Ve aydınlık bir anda görünür o anki mutluluğun ise tarifsiz olur.

– Bu söylediklerin mantıklı ama o karanlığa dalmaya karar vermek çok zor.

– İşte bu yüzden ruhunu düşün diyorum, ruhun şu an ne kadar aydınlıkta? Pırıl pırıl bir dünyada mısın? Gelgitler, inişler çıkışlar, kararsızlıklar, bilinmezliğin içinde kaybolmalar sana ne kadar iyi geliyor? Aslında zaten yavaş yavaş dipteki en karanlığa doğru iniyoruz. Ama yavaş yavaş olduğu için buna alışıyoruz, bir gün tam dibe vurduğunda çıkmak için çaba bile gösteremeyebilirsin çünkü artık yorgunsundur ve kabullenirsin her şeyi olduğu gibi.

– Gittikçe karışıyorum şu an.

– Karışmak iyidir, sorgulamayı getirir yanında, sorguladığımız sürece yüzeyde kalabiliriz. Şİmdi sana sorgulaman için bir oyun kapısı açıyorum, kapının önünde dur ve girip girmemeye karar ver. Oyun bizi bekliyor. İki kişilik ama içimizdeki parçalarla birlikte gittikçe daha kalabalık olacak sonra yavaş yavaş o parçalar birleşecek ve sadece kendimiz olabileceğiz.

– Şu an çok kararsızım.

– Bu oyunu ilk kurguladığımda ben de çok karışmış hissetmiştim kendimi. Oyunu kurguladıkça kendimi içinde buldum, düşündüğün kadar zor değil.

– Oyundan bahset bana.

– Üzerinde düşünmek istemiyor musun?

– Hayır.

– Pekala, ikimizin de apayrı hayatları var, bir noktada kesişiyoruz ama bu kesişme sadece bir noktada kalıyor. Kalmasaydı ne olurdu? Hiç düşündün mü? Kesişme noktasından farklı yönlere değil de birbirine geçen sarmallar olsaydık ne olurdu? Ben düşündüm ve bulamadım. Oyun bu durumda devreye girdi. Sadece bir gün için kendi kimliklerimizi bir kenara bırakacağız. Önce yeni isimler bulacağız kendimize. Sonra farklı meslekler seçeceğiz. Sen kendin için düşüneceksin ben kendim için düşüneceğim. O sabah uyandığımızda başka kişiler olarak güne başlayacağız. Sabah buluştuğumuzda yıllardır birbirini tanıyan yeni insanlar olacağız. Bir gün öncesindeki hayattan hiçbir şey hatırlamayacağız. Hayatımızda ne var ne yoksa o gün için silinecek.Sadece biz olacağız ve oyun başlayacak. Kendimize bir günlüğüne farklı bir hayatı yaşama şansı vereceğiz. Ama önemli olan şu ki bir gün öncesinden oyun için hazırlık yapmalısın, bir günlüğüne yaşayacağın hayatı kurgulamalısın. Kimsin, nesin, hayallerin ne, elde ettiklerin ne, planların ne… İlk oyun biraz zor olabilir ama bir sonraki oyun için tam bir yılın var, kendini zaman zaman o bir günlük hayatın için düşünürken bulacaksın. Sabah erkenden buluştuğumuzda önce sokakları adım adım gezeceğiz çünkü o sokaklar henüz bizi tanımıyor. Hayat bizi tanımıyor. Sokaklarda gezerken belli bir rotamız olmayacak. Hem yürüyüp hem konuşacağız. Adımlar ve konuşmalar bizi nereye götürürse oraya gideceğiz. Sen planlarını anlatacaksın, ben yaptıklarımı anlatacağım. Gün içinde bir sarmala dönüşeceğiz. Yeni hayatımız bizi sararken biz gittikçe o hayatın içine gireceğiz. Unutma bir gün öncesine kadar yaşadığımız hayattan hiçbir iz olmayacak. Kim olmak istiyorsan o olacaksın o gün. Farklı kişiler olarak ama birbirmizi özlemiş olarak buluşacağız. Tüm gün bize neler sunacak bilmeden geçireceğiz. Gece onikiye kadar bu devam edecek. Gece onikide ne olursa olsun bir yıl sonra görüşmek üzere ayrılacağız. Ayrılırken yine ayrı yönlere gideceğiz. Oyun bu. Kendimizden sıyrılmanın ve gerçekte hayattan neler istediğimizi keşfetmenin bir yolu aynı zamanda.

– Ne zaman oynayacağız bu oyunu?

– Ne zaman istersek.

– Yarın.

– Olur.

Ertesi Gün:

Sabah erkenden buluşma yerine gittim. Yeni kimliğimle ordaydım. Kendime yeni bir ad, yeni bir iş, yeni umutlar, yeni hayaller almıştım. Bugün ilk kez benim için farklı bir gündü. Şimdiye kadar yaşattığım onca şeyi bir kenara bırakmış bir günlük yeni ben olarak beklemeye başlamıştım. Aklımda bir sürü soru işareti vardı. Nasıl bir gün olacağını merak ediyordum. Merak ettiğim şeylerin arasında ilk sıradaydı. Kurgu ne şekilde işleyecekti? Biraz erken gelmiştim. Oyun başlamadan önce hazır hisssetmek istedim kendimi. Karmakarışıktım. Bir banka oturdum fazla duramadım, biraz gezindim gözüm hem yolda hem saatteydi. Bir saat, iki saat, üç saat… Gelmeyecekti, her zamanki gibi önce tamam deyip sonra vazgeçecekti. Bilmeliydim. Etraf kalabalıklaşmaya başladı, şimdi kim olmalıydım? Zaten kimdim? Sürekli soru sormaya başladım. Korkmak bu olsa gerekti. Yaşamaktan korkmak, denemekten korkmak. Sarmal olmaktan korkmak. Bir korkakla yola çıkmaya karar vermek. Bir daha hiç oynanamayacak bir oyunun içine girmek. Geriye doğru bir adım attım ve tüm kabuklarımı o bankın üzerine bıraktım. Kabuğundan soyunan ben sadece ben olarak eski hayatıma geri döndüm.

 

 

 

 

Twitter Auto Publish Powered By : XYZScripts.com